6 Eylül 2012 Perşembe

SARUBOBO

 
Sarubobo'nun anlamı maymun bebek ve Japonyanın Hida bölgesinin bir maskotu. Sarubobo geleneksel olarak anneler tarafından kızlarına mutlu ve uzun bir evlilik için yapılır ve şans getirdiğine, kazadan koruduğuna inanılırmış. Geleneğe göre kırmızı yapılırmış ancak günümüzde her renk ve deseni mevcut. Saruboboların yüzleri yok ancak bu konuda birkaç söylenti var. Bunlardan biri sarubobonun yüzünü sahibinin hayal gücüne bırakılması, üzgün mü vs..
 
Son günlerde Takayamada çok meşhur olmuş ve hatıra dükkanlarında çeşitli renklerde satılmaktaymış. Renklerine göre anlamları ise şöyleymiş;
 
mavi sarubobo: iş veya eğitimde şans
pembe sarubobo: aşkta şans
yeşil sarubobo: sağlıkta şans
sarı sarubobo: parada şans
siyah sarubobo: kötü şansı ortadan kaldırmak içinmiş.
 
 
kendi yaptığımıda ekleyeceğim yakında:)


2 Eylül 2012 Pazar

AHMET DEDE

 
 
Nerden başlasam bilmiyorum bu yazıya. Ahmet dedeyi bir tesadüf eseri tanıdık ve ata binmeye onun sayesinde başladım. İlk defa atlara bukadar yakındım. Sanırım ilk de Leyla ile tanışmışımdır. Leyla ozamanlar 14 yaşlarında falan olmalı. Kendi kahverengi yelesi ve kuyruğu siyah bir kısraktı bu yüzden doru deniyordu. Sonrada yine o yaşlarda Rahmanowla tanıştım. O daha al olarak tanımlayabileceğimiz bir attı. Leylayla lonj yaparak başladım biniciliğe. Asıl hedef Ahmet dedeyle ormanda gezebilmekti. Atın 3 doğal yürüyüşü var: adeta, süratli ve dörtnal. Hepsini teker teker öğrendim. Öyle hassas hayvanlarki küçücük birşeyden korkabiliyorlar yada aynı mekanda yaşadıkları birşeyi hatırlayıp sizi şaşırtabiliyorlar.
 
-Leyla-
 
Zamanla Leylayla ormana gidip geldik yanımızda da Rahmanla Ahmet dede. Bunun keyfi hiçbir şeyle ölçülmez. Bikaç kere Rahmanla kapalı maneji denedik ama aynı tadı vermedi hatta düştüm bile. Ama yerlerde çeltik olduğu için yumuşattı sanırım düşüşümü. Bir iki yıldan sonra sürdüremedim bu güzel sporu ama Ahmet dedemi her zaman ziyarete gittim. Bugün de onlardan biriydi. Dedem hakkında anlatılacak çok şey var aslında. Hayatı at üstünde geçmiş biri. Olimpiyatlardan teğmenliğine yoldaşı at olmuş. Okadar dopdolu bir insanki hayata bakışıyla görmüş geçirmişliğiyle. Çokta esprili. Yurtdışı maceralarını anlatırken arada İngilizcemizi yoklar mesela:) Yetiştirdiği öğrenciler saymakla bitmezken, attan düşme sayısını saçlarını tutarak gösterir. Bu güzel sporun handikapıda düşmek sanırım.
Bugün ne yazik ki çok üzücü birşey öğrendim.Güzel Leylamı bir hastalıktan şüphelenip uyutmuşlar. Aslında çok karışık bir mesele...Çok üzüldüm bir daha onunla ormanda gezemeyecektim, dönüş yolunda belli bir noktaya geldiğinde dans edemeyecekti...
 
 
Birazda Binicilik İhtisas Klubünü gezerek özlemimi giderdim. Atların nallarını değiştirirken izledim birkaç dakika. Zor ama atlar okadar rahatki hissetmiyorlar tırnakları temizlenip törpüleniyor falan:)
 
Veee... dedemden bir nal aldım bugün uğur getirsin diye. İngilizler U şeklinde asarlarmış iyi şans için. Hadi bakalım deneyip görücez.

BÜZMECE

 
Buda ne diyebilirsiniz. Alıpta kenara attığım kırmızı jarse kumaşımı buldum dün. Sadece 30cm almıştım. En güzeli bundan straplez bluz olur dedim. Yanından birleştirdim oldu bile derken halam bir fikir verdi ve önünü büzmeye karar verdim. İlk defa yapıcaktım. İki büzgü dikişi diktim ipini çekerek büzdüm, sağlam olsun diyede üstünden gidip geldim ( babannem buna vargel diyor). Olduda bitti 2 dk da:)


30 Ağustos 2012 Perşembe

KENDİN YAP: KURUKAFA BİLEKLİK

 

Malzemeler:
* birkaç renk mumlu ip
* kurukafa objeleri
* halkalar
* papağan
* sıkıştırmak için bit
* aralara takmak için boncuk
* zincir

 
Ben 3 ayrı bileklik yaptım. İlki büyük kurukafanın gözlerinden mumlu ipi geçirerek. Diğeri, küçük kurukafaların üçünü kullanarak yanlarına boncuk ekleyip ipe düğüm atarak yaptığım ve renk olsun diye iki renk zinciri boş kullanarak yaptığım. İstediğiniz renklerde yapabilirsiniz.
Ben sevdim umarım sizde seversiniz.
 
 


19 Ağustos 2012 Pazar

TATİLDEYİM: SAHİLDE NE OKUYORUM?

Bir haftadır Kuşadasındayım  ve tatilimin bitmesine sayılı günler kaldı. İnternetimde çok yavaş ama size bu kitaptan bahsetmeden edemeyeceğim. Sahilde, odada elimden düşürmüyorum.Güneşlenirken insan çok sıkılıyor işte orda kitap imdada yetişiyor. Fakat bu kitap gerçekten farklı: Filler için  su!
Ekonomik krizin baş gösterdiği zamanlarda sirklerin nasıl etkilendiği ve genç bir çocukla filin hikayesini anlatan çok etkileyici bir roman. Yazarı Sara Gruen. Mutlaka okuyun derim..
İyi tatiller ve İyi bayramlar...



9 Ağustos 2012 Perşembe

KOLEKSİYON YAPMAK

Koleksiyon, bir eşyanın aynısını biriktirmek yada toplamak gibi görünsede değişik objelerlede yapılabilir. Mesela KUM. Dünyada da çeşitli örnekleri var. Baktıkça özeniyorum şu fotoğraflara çünkü ben yolun çok başındayım kum koleksiyonculuğunda. Tabiki hemen olacak birşey değil zaman ve sabır gerektiriyor. Dünyayı gezmek görmek lazım ki bende bunu en çok isteyenlerden biriyim.



Buda benim koleksiyonum...Öyle şişe şişe kum almadım, yeteri kadar:)


Antalya'nın çeşitleri plajlarından, Kuşadası'ndan,İzmir'den, Ayvalık'tan ve Afrika' dan bir örnek. İngiltere'de Brighton'dan ancak çakıl getirebildim, kum yoktu sahilde..Kıbrıs'a gittiğimde de unutmuşum almayı. Yavaş yavaş artıcak bende bu deniz sevgisi olduğu sürece.


Bunlarda Kuşadası milli parktan topladığım taşlar. Ojeyle renklendirince daha bi şirin oldular.
Sadece kum değil tabi geniş bir kartpostal koleksiyonum da var. Yılbaşı, doğumgünü kartları, düğün davetiyeleri yine gittiğim her şehirden tatil yerinden aldığım kartpostallar ve en önemlisi dedem eski matbaacılardan olduğu için onun bastığı kartlar. Hepsi çok özel benim için.



Vee bunlar dışında küçük bir anahtarlık koleksiyonum var mazide kalan. Dedemden kalan pul ve yabancı para koleksiyonu da hala özenle saklanmakta. Belki sizinde olmuştur küçükken peçete koleksiyonunuz yada şuan her gittiğiniz yerden kupa, shot bardağı falan alıyorsunuzdur. Bende örnek bitmez.. Herşey olabilir tabi aklınıza ne gelirse sevdiğiniz birşeyin çeşitli versiyonlarını, renklerini alıp saklamak isteyebilirsiniz böylece koleksiyon yapmaya başlarsınız...Kolay gelsin:)



7 Ağustos 2012 Salı

BLACK SWAN & BLUE İCECREAM



 Ankara denince akla ilk gelenlerden biridir Kuğulu Park. Ördekleri, kazları ama özelliklede asil kuğularıyla Tunalı'nın güzel bir köşesi. Yazın ayrı kışında bembeyaz görüntüsüyle ayrı güzel burası. Arada bir uğrarım geçerken. Bu haftasonuda geçtim içinden. Siyah kuğularını görmemiştim. Gagaları bile bir değişik. Diğerlerinin ki turuncu bunlarınki kırmızı. Ne kadar güzelsiniz siz öyle...


Şurdaki de bana nasıl bakıyor öyle sanki koruması.


Yine bakışıyoruz:)


Dönüşte de C'viz 'in mavi dondurmasını yiyerek yürüdüm eve. Mavi diye uyduruk sanmayın tadı çok güzel:)